18 Kasım 2010 Perşembe

Beşinci Mektup


Ayrılık diye bir şey yok.
Bu bizim yalanımız.
Sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var.
Şimdi neredesin? Ne yapıyorsun?

Güneş çoktan doğdu.
Uyanmış olmalısın.
Saçlarını tararken beni hatırladın, değil mi?
Öyleyse ayrılmadık.
Sadece özlemliyiz ve bekliyoruz.

Zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum.
Önce beklemekten.
Ömür boyunca ya bekliyor ya bekletiyor insan.
İkisi de kötü, ikisi de hazin tarafı yaşantımızın.

Bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar,
Sonra yürümesini, konuşmasını, büyümesini...
Zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını,
Kanunlara saygı göstermesini,
İnsanları sevmesini, aldanmasını, aldatmasını bekliyorlar.

Ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun.
Ya o? Ya o?
İnsanlardan dostluk bekliyor, sevgilisinden sadakat,
Çocuklarından saygı ve bir parça huzur bekliyor,
Saadet bekliyor yaşamaktan.

Zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık.
Aradıklarının çoğunu bulamamış,
Beklediklerinin çoğu gelmemiş bir insan olarak
Göçüp gidiyor bu dünyadan.

İşte yaşamak maceramız bu.
Yaşarken beklemek, beklerken yaşamak
Ve yaşayıp beklerken ölmek!

Özleme bir diyeceğim yok.
O kömür kırıntıları arasında parlayan bir cam parçası.
O nefes alışı sevgimizin, kavuşmalarımızın anlamı.
O tek güzel yönü bekleyişlerimizin.

İnsanlığımız özleyişlerimizle alımlı,
Yaşantımız özlemlerle güzel.
Özlemin buruk bir tadı var, hele seni özlemenin.
Bir kokusu var bütün çiçeklere değişmem.
Bir ışığı var, bir rengi var seni özlemenin, anlatılmaz.

Verdiğin bütün acılara dayanıyorsam;
Seni özlediğim içindir.
Beklemenin korkunç zehri öldürmüyorsa beni;
Seni özlediğim içindir.
Yaşıyorsam; içimde umut varsa,
Yine seni özlediğim içindir.

Seni bunca özlemesem; bunca sevemezdim ki!
Ümit Yaşar Oğuzcan

8 Temmuz 2010 Perşembe

Aşkın bir adı da yorulmamaktır.




AŞK RİSALESİ



Dirilmek yeniden

Yerin uyanması gibi kımıldaması gibi toprağın

Bulutları yarması gibi gün ışığının

Yağmurun ansızın boşanması

Binlerce kuşun bir anda parlaması havalanması

Erimesi gibi karların ve buzulların

Patlaması gibi dal uçlarında tomurcukların



Dirilmek yeniden

Yüzyıl süren bir berzahtan geçmişiz gibi

Kandan kinden öfkeden

Üstümüze bir sağnak boşanmış gibi

Sürekli lekelendiğimiz çözülmeye terkedildiğimiz

Bir bataktan çıkar gibi.



Yürürken otururken yatarken

Hep çürümek durumunda kalmış

Duyduklarımızdan dolayı kulaklarımız

Gördüklerimizden ötürü gözlerimiz

Dokunduklarımız için ellerimiz.



Belli bir bozgun yaşamışız

Her şeye ölüm dadanmış sanki

Kadınlar ki anne olmamak için direniyorlar

Erkekler ki savaşmayı tümden unutmuşlar

Çocuklar zaten hiç çocuk olmuyorlar

Çocukluk kalkmış dünyadan gibi

Her çocuk antik çağ filozoflarından bir kalıntı sanki.



Aşkın son saltanatını yaşamak içinmi ey kalbim

Ruhun serüvenine bir kale olmak için mi?

Bu başkaldırma kanatlanma.



Durmadan geçiyordu o zamanlar

Üstümüzden tanklar toplar binler tonluk arabalar

Boğuk bir ses madeni bir böğürme

Bir metropol devinin içimiz titreten iniltisi

Ta uzaklarda şehirlerin üstünde kımıldayan

Bir korkunun yüreğimizde biriken tedirginliği

Bir sam yeli gibi bedenimizi yüzümüzü saçlarımızı

Yalayarak

Çekiyordu bizi ve herkesi.



Ama sen uzaklardaydın ey kalbim

Uzaklardaydın, sevdiğim uzaklardaydı

Ayın ve yıldızların çağlayarak

Berrak şelaleler yaparak

Coşku içinde aktığı

Bir yerlerdeydi.



Hani bir gün bir çobana rastlamıştık

Kavalıyla bir sümbülü emziriyordu

Adı ferhat mıydı neydi

Koyunların kurtların böceklerin ve çiçeklerin

Sadakatten mest oldukları

Her birinin gözlerinde

Kaybolur gibi kayar gibi

Dalıp gittiğimiz o saadet evreni

Kayaların yüzlerinden okuduğumuz o ebedi bilinç

Bizi çekip almıştı kılcal damarlarımızdan.



Yaslan göğsüme sevdiğim

Benim gönlüm gök gibidir açık deniz gibidir

Pas tutmaz benim içim yeryüzü gibidir toprak gibidir

Sen ki bulut gibisin

Ay gibisin güneş gibisin bazan.



Usul usul inen

Yağmur tıpırtılarını

Dinler gibi

Dalıp gitmiştik

Sen konuşuyordun

İpil ipil yağan bir yağmur gibi konuşuyordun

Onlar ki konuklarımızdı

Adları Keremdi Yusuftu Kaystı

Hepsi de ezelden tanıdıktı dosttu.



( Ara Çağrı )

Sen bir taze haber gibi gelmiştin unutmadım

Her gelişin bir taze haberdi unutmadım



Aşktı alıp verilen altın bir vakitti yaşadığımız

Bir muştuyu algılamanın sürekli gerilimiydi sanki

unutmadım



Can oynanırdı evlerde yollarda meydanlarda

Can alınıp can verilirdi hiç unutmadım



Sen uyurdun uykun bir tepeden seyredilen uçsuz bir vadi

Kıyısından seyredilen bir denizdi sanki unutmadım



Ah sevgili ! Hayat görünürdü kapından, bir çırpınış

yüreklerimizde

Sen evinden çıktığında güneşler doğardı içimizde

unutmadım



Toprağa düşen tohum onda gizlenen renk şekil koku

Senin için biçimlenirdi renklenirdi kokardı senin için

unutmadım



Ebedi masum çocuklar zamanın solmayan çiçekleri

İstemişlerdi de ezan okumuştu Bilal bir sabah

unutmadım



O dirildi O dirildi diye birden çalkalanan sokaklar

Ölüm ki sonsuza açılan bir kapıydı hiç unutmadım

Ey aşk ey dirilik soluğu ey evrenin hareket kaynağı

Nasıl unuturum nasıl unuturum hiç unutmadım.



Haydi gel sevgilim

Uzanalım toprağın altına

Çiçekler mayalansın göğsümüzde

Bu akıp giden bu kör gidip yol giden

Kalabalıkları bu insanları

Ezen çiçekleri, bir kere bile farkına varmayan

Dökülen bu yıldızları yağmur birikintilerine

Çiğneyerek geçen bu adamları ve kadınları

Uyarmak için bir an durdurmak için

Bu bizi terkeden, bacaları öksüz ve boynu bükük

İçimizde sonsuzluk kavislerinden izlerini taşıdığımız

Ama şimdi kendimizi zorlasak da

anımsayamadığımız tasarlayamadığımız o kırlangıçları

Ah tekrar dönülebilir mi? yaşayabilirmiyiz ?

Uzansak yerin altına ve toprak olsak.



Haydi gel sevgilim

Bir daha deneyelim

Bir kere daha kesmek için yolunu kalabalıkların

Yüreğimizden gönlümüzün derinliğinden

Vermek hep vermek için

Çünkü dağıttıkça çoğalır bizim zenginliğimiz

Aşkın bir adı da berekettir

En iyi anlatandır o

Hirada bir mağarada

Gözden döküleni

Gönülden geçeni.



Ah hep o kelimeyi bulmak için bütün bu

Çabalarım

Seni çağıracak olan.



Nasıl da unuttuk

Oysa daha anar anmaz adını

Ansızın patlayan bahara bir pencere açmışız gibi

Kış ortasında çıkıveren güneş gibi

Birden sıyrılıverip bulutlardan

Üryan görülen can gibi

Doldururdun içimizi

Ve eviçlerimizi.



Ah oruçlu bir ağustos vaktinde

Bir kayanın dibinden kaynayan

Soğuk ve berrak sulara

Uzanıp kana kana

Avuç avuç alıp

Yüzümüzde içimizde

Duyduğumuz

Gibi

Aşk.



Ah bir yalnızlık vaktinde

Herkesle birlikte olduğumuz

Gene de yalnız olduğumuz

Bir parkta

Ta uzaklardan gelir gibi

Bir tamburdan bir ezginin

Bizi bizden ve herşeyden

Alıp götürdüğü gibi

Aşk.



Haydi gel sevgilim gene arayalım

Makam-ı İbrahimde rastlanan ayak izlerini

Dedesinin elinden tutup Kubays dağına götürdüğü

Yüzüsuyu hürmetine yağmur istediği

Yeryüzünün bereketlenip çiçeklerle bezendiği

Develerin coşarak çöllerde

Ayak sesleriyle şiirler bestelediği

O vakitleri.



Haydi gel bir daha bir daha

Arayalım

Herkesin ve herşeyin uykuya vardığı

Bir vakitte

Gürül gürül

Bardaktan boşanır gibi

Yeryüzünü ve gökyüzünü

Dünyanın bu yüzünü ve öbür yüzünü

Geceyi ve gündüzü

Dolduran

Yüreğimizi kuşatan

O kitaptan

Okunanı.



Yaşamak, avını gözleyen

Sessiz gergin

Soluk soluğa

Bir atmaca

Sağ elimin

Parmakları ucunda.



Ve ölüm

Bir güvercin

Beyaz

Süzülen masmavi gökten

Berrak sulara.



Bir yıldız kayıyor kayıyor kayıyor

Bir dal uzuyor uzuyor

Bir gül kanıyor bir seher vaktinde

Yanıyor bir ateş için için

İçimde içimin de içinde

Bir ezgi dönüyor dönüyor dönüyor

Bir ney eriyor dudaklarımda



Aşkın bir adı da yorulmamaktır.

Erdem Beyazıt

8 Haziran 2010 Salı

Hayat Güzeldir



Gürültü patırtının ortasında sessizce, sükunetle dolaş; sessizliğin içinde huzur var. Sakın bunu unutma...

Herkesle dost olmaya çalış. Sana bir kötülük yapıldığında verebileceğin en iyi karşılık unutmak olsun. Bağışla ve unut. Ama kimseye teslim olma...

İçten ol, telaşsız anlat... Kısa, açık ve net konuş... Başkalarına kulak ver...Aptal ve cahil oldukları zaman bile dinle onları; çünkü dünyada herkesin bir öyküsü vardır.

Yalnız yaptığın planların değil, başardıklarının da tadını çıkar...

Ne kadar küçük olursa olsun işinle ilgilen. Hayattaki dayanağın işindir, unutma. Sevebileceğin bir iş seçersen, yaşamında bir an bile çalışmış ve yorulmuş olmazsın. İşini öyle seveceksin ki, başarıların bedenini ve yüreğini güçlendirirken, verdiklerinle de yepyeni hayatlar başlatmış olacaksın.

Olduğun gibi görün ve göründüğün gibi ol... Sevmiyorsan eğer, sever gibi yapma... Çevrene ve tanıdıklarına önerilerde bulun, fakat asla hükmetmeye kalkma...İnsanları yargılarsan onları sevmeye zamanın kalmaz. Ve unutma ki, insanlığın sevgi konusunda yüzyıllardır öğrenebildiği, bir kumsaldaki kum taneciği bile değildir.

Aşka sakın burun kıvırma...Aşk nedir? Çöl ortasında yemyeşil bahçedir. O bahçeye bakmayı hak etmiş bir bahçıvan olmak için her bitkinin sürekli ilgiye, yardıma, bakıma, sevgiye ihtiyacı olduğunu unutma.

Hayatta kaybedebilirsin. Kaybetmeyi ahlaksızca bir kazanca tercih et. Birincisinin acısı bir an, ötekinin vicdan azabı bir ömür boyu sürer. Bazı idealler o kadar değerlidir ki; o yolda mağlup olman bile zafer sayılır. Bu dünyada bırakacağın en büyük miras dürüstlüktür.

Yıllar geçiyor, geçecek... Yılların geçmesine öfkelenme...Gençliğe yakışan şeyleri gülümseyerek teslim et geçmişe. Yapamayacağın şeylerin yapabileceklerini engellemesine izin verme. Rüzgarın yönünü değiştiremiyorsan, yelkenlerini rüzgara göre ayarla. Çünkü dünya, karşılaştığın fırtınalarla değil, gemiyi limana getirip getirmediğinle ilgilenir. Ara sıra kendini tutamayabilirsin. Yüreğini isyana kaptırabilirsin... Fakat unutma, evreni yargılamak imkansızdır. Onun için kavgalarını sürdürürken bile kendinle barış içinde ol...

Hatırlarmısın doğduğun zamanları;sen ağlarken herkes sevinçten gülüyordu.Öğle bir ömür geçir ki,herkes ağlasın sen öldüğünde,sen mutlulukla gülümse...


Sabırlı sevecen, erdemli ol...
Eninde sonunda, bütün servetin sensin...
görmeye calış ki; herşeye rağmen dünya yinede insanoğlunun biricik güzel mekanıdır.

Belkis Ozener - 04-Hayat Sevince Guzel .mp3
Found at bee mp3 search engine

25 Mayıs 2010 Salı

Yolcu Yolunda Gerek



Her nereye ve her nasıl gidiliyorsa;

Her zaman yolcu yolunda gerek !..



Hedefini bilse de, bilmese de..

Amacına ulaşsa da, ulaşmasa da..

Gittiği yolun farkına varsa da, varmasa da..

Yolcu yolunda gerek !..





Her varlık,

Kendisi için çizilen yolda

Yürümek zorunda...



İnsan, hayvan, bitki...

Ve bilinen, bilinmeyen her canlı,

Güneş, ay, yıldızlar..

Ve tüm gezegenler...

Kendi yollarında yürümek zorunda !...

Çünkü yolcu yolunda gerek !...



Duruyor gibi gelse de insana,

O duruş bile,

Zaman üzerinde yürüyüş sayılmaz mı ?..



Zaman aktığına göre..

Altımızdan her geçen yıl,

Her geçen ay,

Her geçen gün,

Ve her geçen an bile..

Yolculuğumuzdan geride kalan,

Birer gerçek değil mi ?..



Şu halde ;

Yolcu yolunda gerek !..


Bu yolculuktaki başarısızlıkları..

Acıları ve umulmadık sonuçları..

Körü körüne Şansa, ya da Kadere bağlamak,

Ve yolculuğun sorumluluğundan..

Sıyrılmaya çalışmak;

Beyhudedir !..

Gerçeklerden kaçmaktır !..



Çünkü;

Zamanın arkasında sürüklenmek değildir bu yolculuk !..

Çünkü hiç kimse,

Zorla sürüklenip,

Zorla götürülmüyor !..



Herkes dilediği şeyi düşünebiliyorsa...

İsteklerini, arzularını, hedeflerini..

Ortaya koyabiliyorsa ...



Meselâ konuşuyor ve konuşulanları anlayabiliyorsa..

Soruyor ve cevap bekleyebiliyorsa...

Pek çok kararlar alabiliyor,

Ve kararlarını özgürce uygulayabiliyorsa...

Kısaca;

Kendi yolunu seçmekte ve onda yürümekte özgürse...



O halde;

Sonuçtan kaçamaz !...

Kendi iradesiyle yaptığı işlerden

Kimseyi sorumlu tutamaz !...

Hatalarını Şansa ya da Kadere yükleyemez !..




Şu halde her yolcu,

Bir yol seçmelidir kendine..



Aklıyla, mantığıyla,

Genel bilgi ve becerisiyle,

Kendisini ve çevresini mutlu edecek,

Bir yol seçmelidir kendine ...

Çünkü yolcu yolunda gerek !...



Öyle bir yol seçmeli ki;

Hedefe vardığında,

Eyvah ve keşke’lerle..

Gözyaşlarına boğulmasın !...



Öyle bir yol seçmeli ki;

Güvenle, inançla ve ak yüzle

“Bu benim yolum” diyebilsin !...



Öyle bir yol seçmeli ki;

Hayatın hiçbir noktasında,

Geri adım atmayı düşünmesin !..



Öyle bir yol seçmeli ki kendine;

Bu yolda ona gönül vermiş insanları

Boynu bükük bırakmasın !..

Böylece herkes bilsin ki ;

Yolcu yolunda gerek !...



Kim olursa olsun,

Herkes yolcudur bu dünyada ...

Asfalt ya da patika..

Düz ya da engebeli...

Temiz ya da dikenli de olsa...

Oh’larla ya da âh’larla da geçilse...

Herkes, yolcusu olduğu yolu

Sonuna kadar geçmek zorundadır !...

Zira dönüşü yoktur bu yolun !...

Çünkü yolcu yolunda gerek !...



Öyle ise;

Bu zorunlu yolda,

Âh diyerek tökezlemek yerine,

Ooh diyerek ferahlamak gerek !...



Kavgalarla, sıkıntılarla..

Asık suratlarla yürümek yerine,

Gülücüklerle

Ve hoş bir sadâ ile yürümek gerek !...



Bu ise;

Yürünecek yolu iyi seçmekle olur.

Taşlardan, dikenlerden..

Acılardan, sızılardan

Arındırılmış yolu seçmekle,

Ve o yolda inançla, güvenle yürümekle olur !...

Çünkü yolcu yolunda gerek !...



O halde;

Aklıyla tüm varlıklardan üstün olan bu yolcunun,

Artık kendine uygun,

Dikensiz yolu seçmesi gerek !...



Hangi yolda bulunuyorsa bulunsun;

Başarmak istiyorsa eğer;

Sağlam adımlarla yolunu yürümesi gerek !...



Kültürde, ilimde, bilimde...

Ticarette, siyasette, ziraatta, sanatta...

Durmadan, duraklamadan ve sapmadan,

Hedefe doğru ilerlemesi gerek !...

Çünkü yolcu yolunda gerek !...


Mustafa Varlı


22 Mayıs 2010 Cumartesi

Gül Yetiştiren Adam



Türk öykü yazarlarının önemli isimlerinden Rasim Özdenören, 1940 yılında Kahramanmaraş’ta doğdu. İlk ve orta öğrenimini Kahramanmaraş, Malatya, Tunceli gibi Güney ve Doğu şehirlerinde tamamladı. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni ve İstanbul Üniversitesi Gazetecilik Enstitüsü’nü bitirdi. Mezun olduktan sonra Devlet Planlama Teşkilatı’nda uzman olarak çalıştı. Bir ara araştırma amacıyla ABD’nin çeşitli eyaletlerinde, 1970-1971’de iki yıl kadar kaldı. Dört yıl sonra, 1975'de Kültür Bakanlığı Bakanlık Müşavirliği görevine geldi ve aynı bakanlıkta bir yıl da müfettişlik yaptı.

Gül Yetiştiren Adam – Rasim Özdenören


İlgimi çeken kitabın hatırası Rasim Özdenören: “Bu kitabımı alan bir bayan, bir süre sonra hemen kitapçıya teslim etmiş. Açıklaması ilginç. Ben bu kitapta, gülün nasıl yetiştirileceği, bakımının nasıl yapılması gerektiği konusunda açıklamalar bekliyordum. Ama gül yetiştirme bilgisi yok. Hem okuduklarımdan bir şey de anlamadım. Alın bu kitabı alın !” demiş.

Kıssadan hisse: Kitabın ismi, o kitap için yeter bilgi olamaz. Kitap isimleri yanıltıcı olabilir. Alınacak kitap için ön bilgi sahibi olmak gerekir. Bilinçli, dikkatli bir okur elbette böyle bir hata yapmaz. Ama hayatında yemek kitaplarından, pembe kitaplardan başka kitap tanımamış olanlar böylesine gülünç duruma düşebilirler. Okumayı gündelik hayatında gereksiz bulan ama sorulduğunda vaziyeti kurtarmak için “Boş zamanlarımda kitap okurum” diye cevap verenleri çok gördük. Bazıları için okumak bir ihtiyaç, bazıları için boş zaman eğlencesi...

Ne yakut ve zümrüt vede zeberced / Gül taşı oysunlar parmaklarıma / Her yangında bir İbrahim bulunsun / Sümbülî havaları kuşatırken yedi renk gül havaları, her depremde gül çadırı kurulsun / Gül yağmurun bir sonraki adıdır / Gülün mecnunudur bütün çiçekler / Sonsuzluk gül, sensizlik gül, gül pusat, gül hasat / Gülü sevenlerin yoktur karası / Kurşundan beterdir gülün yarası / Düş yollara iki gözün aksada / Kavuş güle, gül seni bıraksada!

Rasim Özdenören, bir konuşmasında,

Her ne kadar 50 yıldan beri yazdığımız söyleniyor ise de 50 yıldan beri konuşan birisi değilim ben. Konuşma insanın dışa doğru yönelmesi ve kendini dışta göstermesidir. Ama ağrı konuşmayı önler. Ağrı, insanın kendi içine yönelmesini sonuçlar. Ben buna ruhun ağrısı diyorum. İnsan ruhu ağrılar çeker. O kutsalla olan ilişkisinden doğan ağrıyı çeker, kendi beninin ağrısını çeker. Gelin buna gaybın ağrısı diyelim. Bu, insanın kendi kutsalından onun kendi amentüsünün terinden boşalan bir ağrıdır.” …

17 Mayıs 2010 Pazartesi

Okumaya Başlarken



Okuma ihtiyacı barut gibidir, bir kere tutuşunca artık sönmez. Victor Hugo
Okuma zevkini kazanmayanın öğrenimi yarıda kalmıştır. P. Peacut
Okuma zevkini, Hindistan'ın hazinelerine değişmem. E. Gıbbon
Okumak bir deva, anlamak bir şifadır. R. Necdet Evrimer
Okumak bir insanı doldurur, insanlarla konuşmak hazırlar, yazmak ise olgunlaştırır. Bacon
Okumak gıdadır, okuyan insanlık bilen insanlıktır. V. Hugo
Okumasını bilirsen, her insanın bir kitap olduğunu göreceksin. W. E. Channing
Okumayı sevmek, hayattaki can sıkıcı saatleri güzel saatlerle değiştirmektir. Montesquieu
Okunacak en büyük kitap insandır. Hacı Bektaş Veli
Okunu hedeften öteye atan okçu, okunu hedefe ulaştıramayan okçudan daha başarılı sayılmaz. Montaigne
Okuyabilirseniz her insan bir kitaptır. W. Ellery Channing
Okuyan insan fenalığa vakit bulamaz.

Okula yeni başlayan çocuğunuza yüksek sesle kitap okuması için bol bol fırsat yaratın. Okumayı yeni öğrenen çocuğunuza her gün bu becerisini güçlendirmeye yönelik alıştırmalar yapması için ilham verin. Aşağıdaki ipuçları çocuğunuzun mutlu ve güvenli bir okuyucu olması için yardımcı olacak eğlenceli yöntemler içermektedir. Bu ipuçlarını sırayla deneyerek sizin çocuğunuzda hangisinin daha fazla işe yaradığını kendiniz belirleyebilirsiniz.

Kitapsız evden çıkmayın
Çocuğunuzun doktor muayenehanesi gibi beklemesi gerekecek yerlerde okuması için yanınıza bir kitap ya da dergi alın. Sürekli olarak kitap okuyacak zaman yaratın.

Bir kez okumak yetmez
Çocuğunuzu sevdiği kitap ve şiirleri tekrar tekrar okumaya teşvik edin. Aynı şeyleri tekrar okumak çocuğun daha hızlı ve daha doğru bir şekilde okumasına yardımcı olur.

Öyküyü derinlemesine inceleyin
Çocuğunuza okuduğunuz öykü ile ilgili sorular sorun. Örneğin “sence küçük domuzcuk neden öyle davrandı?”.

Televizyonu kontrol altına alın
TV ve video oyunları ile rekabet etmek güçtür. Bu nedenle TV ve video oyunlarına ayırcağı süreyi kısıtlayın ve belli zamanlar dışında bunlara izin vermeyin. Serbest zaman faaliyeti olarak kitap okumayı teşvik edin.

Sabırlı olun
Çocuğunuz tanımadığı bir kelimeleri doğru bir şekilde okumaya çalışırken ona zaman tanıyın.

Çocuğun seviyesine uygun kitaplar alın
Çocuğunuzun kendi seviyesine göre çok zor olmayan kitaplar seçmesi için yardımcı olun. Bu aşamada amaç çocuğun bol bol başarılı okuma deneyimleri yaşamasını sağlamaktır.

Kelime oyunları oynayın
Çocuğunuzdan kelimeleri sizin değiştirdiğiniz şekilde söylemesini isteyin: yağ- dağ-bağ ve bağdan sonra örneğin bal ve böl gibi.

Sırayla birbirinize okuyun
Uyku öncesinde sırayla kitap okuyun. Çocuklar anne-babaları ile geçirdikleri bu özel zamandan hoşlanırlar.

Okuma hatalarını nazikçe düzeltin
Çocuğunuz bir hata yaptığında atladığı ya da yanlış okuduğu harfleri nazikçe gösterin. Okumaya başlayan çocukların çoğu tanıdıkları kelimelere göre tahminde bulunarak okumaya çalışırlar.

Okumakta ustalaşan çocuklar kelimeleri otomatik olarak tanır ve böylece dikkatlerini fikirler ve daha önceden sahip oldukları bilgiler arasında bağlantı kurmaya yönlendirebilirler. Eğer rahatlıkla okuyamıyorsa ve okumak için çok çaba harcaması gerekiyorsa, çocuğunuz okumaktan kaçınacaktır.

Bebekler kucağa alınmayı ve kendileriyle konuşulmasını da severler. Ve kitap okumak, konuşma biçimlerini ve çeşitli seslerin nasıl çıkarılacağını öğrenmeleri açısından mükemmel bir fırsat sağlar. Çocuğunuza kitap okurken bunu bir sohbet gibi düşünün. Kitap okumayı eğlenceli bir karşılıklı iletişime dönüştürün.

İyi Okumalar :-)

8 Mart 2010 Pazartesi

BEN SANA AŞIK OLMUŞUM BAHAR





Ben sana aşık olmuşum bahar. Yaşıyorsun kanımda, etimde, çığlıklarımda. Sen dışarıda bir yerde açmıyorsun, yeşillenmiyorsun orada. Kök salıyorsun ruhumun kıvrımlarında. Dalların uzuyor bak kalbimin köşelerinde, çiçek açıyorsun tenimde.

Ben sana aşık olmuşum bahar. Dolu dizgin geldin ve girdin koynuma, aldın beni benden savurdun hiçliğin kıyılarına. Yele verdin benliğimi bir lüle saç gibi. Ben, yani bu pejmürde fani, oturmuş bekliyordum yolun kıyısında, yolun tozuna bulanmış saçlarımla gelene geçene, özellikle geçene bakıyordum mükedder gözlerle. Sen yolun başında göründün, ayağında halhallar, gözlerinde meneviş, renklerle bezenmiş, geldin oturdun yanıma.

Ben hayatın kıyısında bir yerde kendi ellerimle yapacağım kulübeyi hayal ediyordum. O kulübede bir başıma yitik ve dingin yıldızlı gecelerin seyrini düşlüyordum. Oysa sen geldin ve oturdun yanıma. Kokunu kokuma kattın, gözlerimin ta içine baktın, ellerini geçirdin yüreğimin halkasına, ayağının dibine azadsız köle yaptın.

Ben sana aşık olmuşum bahar. Oysa ben anlamazdım böyle hallerden, sen beni nice hallere giriftar ettin. Ottan yastığına başını yaslayıp, kendi içinin tenhalarında gezinen, şehirden, makine homurtularından, kadınların o manalı bakışlarından, banknotun ve onursuz sirenlerin dünyasından kaçıp, inzivanın gölgesinde dinlenen adamların kalın kitaplarını okuyan bir şair yürektim ben. Geldin ve kanıma girdin bahar. Bana sonsuzluğu vaat ettin. Yüzümü tekrar varlığa çevirdin, gönlümü erguvanlarına, eflatunlarına meftun ettin.

Evden süpürülüp atılan tozdum ben sabahları, atılan ve tekrar dönen çaresiz bir toz. Sen bana bir kainat olduğumu söyledin. Kulağıma eğildin ve İsa'dan ödünç aldığını nefesinle tüm hücrelerime işleyen fısıltılar mırıldandın. Göz yaşlarının sıcaklığından başka sıcaklık bilmeyen, mezarından başka yurdu olmayan, ölümden başka bir yari olmayan, elifbasını bir tek horozlu şekere satmış bir çocuktum ben. Sen geldin ve tenime dokundun, büyük tutkular sundun bana.

Fakat neden, söyle neden, geldiğin anda gidiyorsun, açtığın anda soluyorsun, gülümserken hıçkırıklara boğuluyorsun, neden? Bunca işgal etmişken ülkemi, dirilişe durdurmuşken ruhumun sefil bedenini, gidiyorsun. Acelen ne, nereye gidiyorsun? Benden özge aşık mı var sana, benden sadık köle mi bulacaksın gittiğin yerde?

Senin için yazdan, güzden, kıştan geçmişim. Kıymışım akışıma, kıyılarıma, köpüklü sularıma. Şimdi, senin sabahlarının birinde, yolun kenarındaki betonların arasında açan bir çiçeğin yanağındaki şebnem olmaya razıyım. Senin güneşinde bir parlayıp bir kaybolan kirli deredeki kabarcık olmaya razıyım. Senin çimenlerinin kenarına ilişip uyuyan bir kedinin mırmırları olmaya razıyım. Yazın yalazlarında kavrulmaya razıyım, kışın üryan olup dağa taşa vurmaya razıyım, güzde dökülüp toprağa karışan bir umarsız yaprak olmaya razıyım. Olmamaya razıyım.

Ben sana aşık olmuşum bahar. Sen beni benden ötelere taşırdın, bana sonsuzluğu hatırlattın, göğün üstündeki bahçelerden haber ilettin, bana yaşamın ötesinde yaşamayı, hayatın özüne yürümeyi öğrettin. Ne çare ki geldiğin anda gitmeye başlıyorsun, geride dizleri kan içinde, gözleri uzak diyarlar kadar ıssız bu aşığını bırakıp gidiyorsun. Onu yazın kavurucu ateşlerine atıp gidiyorsun ama kuzgun ateşlerin tam ortasında gülümseyen İbrahim'i bilmiyor musun? Ağzındaki suyla yardıma giden karıncanın meselini bilmiyor musun?

Ben sana aşık olmuşum bahar, aşkımı bir metropol kelebeğinin kanatlarına yazmışım bahar.



Yusuf Özkan Özburun

sen gidince